Ben bir işkolik değilim bu sadece kendi yakıştırmam da olmasa gerek ama bazen özel hayatın ağır bastığı ve işi açıkçası bir sığınak olarak gördüğümü ve koşa koşa gittiğimi söylemem lazım. Bu nedenle kendimden kuşku duyarım hatta... İnsanlar bebekleri doğduğunda hamilelik izninden sonra işe dönerken bunalıma girip ağlarken ben yine koşa koşa dönmüştüm. Bebeğimle bereber olmak ağır geldiği için değil sosyal hayattan uzak almak ve rutin işleri yapmak bana sıkıntı verdiğinden. Bazen hafta sonları da boyle hissediyorum açıkçası, işimde daha fazla kendim olabildiğimi düşündüğüm zamanlar bile var.. Galiba işte çok iyi arkadaşlarımın olması da buna etken... Hani derler ya bereber gülüyoruz bereber söylüyoruz, tam o misal. Bence iş arkadaşlarıyla o kadar uzun dönemleri beraber geçiriyoruz ki esasında okul arkadaşlarını falan katlayan bir muhabbet oluşuyor en sonunda, hele ki o iş yerinde yıllardır çalışıyorsanız...
Hattta birbirinizi etkilemeye ve birbirinize benzemeye bile başlıyorsunuz diyebilirim. Artık en son Sera'nın dişi kırılıp benim de arkasından dişim kırıldığında ve bu iki kere tekrarlandığında kendi kendime "pes" dedim. Bu kadar mı etkileşim olur. Beraber vakit geçiren kadınların aynı zamanlarda regl olduğunu duymustum.. Dogrudur da.. ama bu diş kırılması meselesi beni hayli şaşırtı. Bunun yanında birbirimizin zevklerini, neye nasıl reaksiyon göstereceğimizi o kadar iyi çözdük ki Nünüsüz aykabı alamamaya, seslerini duymadan gün geçirdiğimde rahatsız olduğum zaman hayatım da bu insanları oturtmaya başladığım yerleri daha iyi gördüm diyebilirim... Valla ben işte bu noktada kendimi çok şanslı sayıyorum..
Samimiyet bence gercekten karşındakini kaale almak, önemseyerek hareket etmek ama öte taraftan da bir o kadar da açık kalpli ve dürüst olabilmek.... yoksa anlatılan konuların ne kadar özel olduğunun önemi yok sanki artık. Herkes büyük bir samimiyetle konuşuyor gibi gözüküp sonra arkasından sanki dış kapının mandalı muamelesi yapması hali çağımıza ait diye düşünüyorum. Hepimiz "..mış gibi" yaşama adeti çıkardık. Beraber yiyip içmenin, gece yarılarına kadar oturmanın samimiyet olmadığını otuzbeşinden sonra anlayanlardanım ben. Son zamanlarda en hosuma giden bir de artık bizzat "Yalan Rüzgarı" hikayelerinin çevremizde yaşanmaya başlaması. İnsanların samimi arkadaşlarının kocalarıyla/karılarııyla, partnerleriyle beraber olması hali. İşte gerçek samimiyet ve paylaşım bu olsa gerek :)
| Klasik zeyninyağlı, garnitürlü enginar |
Tüm bu üçüncü sınıf magazin kıvamındaki ruh halimi kenara bırakırsak, ben esasında Sera'nın hemen hemen her yaptığı yemeği benim bloğumu benimseyip üşenmeden paylaşması haline gelmek istiyorum. Kendisi benim antin kuntin yemeklerimle dalga geçer..Hatta bu nedenle bana Bereketli Olsun/ Gönül Candaş adlı en klasik Türk yemekleri tarfleri kitabını bile almışlığı var. Kurutulmuş bamya çorbası, en klasiğinde kakaolu kek pişirir pişirmez gönderir resmini bana. "İşte yemek bu kızım" diye.. " Koy bloguna"... Klasik Turk yemeklerine değil de daha ziyade yöresel sayılabilecek yemeklere ilgim olduğunu kabul ediyorum.. Ya da bazı değişik ülkelerin mutfaklarına.. Ama ben de ülkemin bir "Dolma Çocuğu"yum, bu durum asla inkar edilemez. Nesli'nin annesinin kırmızı biber dolmalarıyla, annemin küçük etli sarmalarıyla tüm çocukluk ve gençliğimi geçirdim diyebilirim. Bence hatta kişinin iyi yemek yapıp yapmadığını anlamak için öncelikle dolmasını yemek gerekir durumu anlamak için... Bu nedenle bu bahar esintilerinin beni çarpması vesilesiyle yattığım yatağımdan bir dolma tarifi yazmaya kararlıyım.. Hem de Sera ile yaptığımız istişareli tarif ile. En yöreselinden Enginar Dolması.. eee ne de olsa kür zamanı geldi geçiyor bile geldi..
| Çiya' da her ilkbahar bol bol enginar dolması bulmak mümkün |
Tarif söyle :
4 adet çanaklı Enginar (Zeus'un evini beğenmeyen sevgilisini Enginar'a çevirdiğini biliyor muydunuz?)
1 Yemek kaşığı un
1,5 adet limon
1 Su bardağı prinç
3 adet taze sogan
1 Demet dereotu
1 Çay bardağı zeytinyağı
1 su bardağı su
Tuz
Enginarları en güzeli enginarcınıza dolma yapmak istediğinizi söyleyerek kestirin. Yok naz yaptıysa takılmayıp eve getirin. Çünkü ağız kokusu çekmeye değmez... Öncelikle dışındaki çanak yapraklarının iki sırasını kopartın. Daha sonra sapını çiçeğe bağlandığı noktadan kesin. Çiçek kısmının kalan yapraklarını 1-2 cm keserek hepsini düz hale getirin. En önemli kısım yapraklası vurarak ve esneterek aralamanız, açmanız. Sonrasında içindeki tüyleri küçük kaşıkla veya bıçakla kazıyın. Tabii arkasından güzelce yıkayarak Enginarları limonu yarıya bölerek güzelce ovun. su dolau diğer yarım limonu sıktığını bir kapta bekletin. Bu arada saplarında kenarlarını salatalık gibi soyarak kullanabilirsiniz. Pirinci yıkayıp soğan , ince kesilmiş dereotu ve biraz tuz ile karıştırın. Bu iç malzemeyi enginarların içine yerlestirin. Ancak Sera ile kesinlikle fazla doldurulmasının iyi sonuçlar vermedeğini gördük. Bu nedenle princin pişerken şişeceğini kaale alarak yerleştirin. Zeytinyağı ile yarım limonu ve bir bardak suyu ayrı bir kapta karıştırıp dolmaların üstüne ve aralarına dökün. Ben düdüklü de pişirmeye çalıştım, Sera normal tencerede... Bence ilk etapta daha kontrollü olmak açısısnda kısık ateşte kapağı kapalı olarak uzun bir dönemde pişirmek en güzeli. Bu arada enginarlar tamamen soğuyuncaya kadar kapağı açmayın ki kararmasınlar. Küçükken geçirdiğim sarılık nedeniyle yememin iyi olacağı tavsiye olunan ( şimdi galiba bu teori çürütüldü. Hatta şöyle bir göz attığımda karaciğeri uyarıcı özelliği olduğu söylenmekle birlikte safra kesesi taşı sorunu olanların fazla tüketmemesi tavsiye olunuyor.) enginarın müdavimi oldum seneler içerisinde. Babamın "yav biz bunları hayvanlara verirdik" ( Trakyalının sebzeyle pek arası yok haliylen...)diye dalga geçtiği enginarın dolma versiyonunu herkese tavsiye ederim. En sevdiğiniz arkadaşlarınız için pişirin, yemesi daha zevkli olur!
| Sera'nın dolması |
4 adet çanaklı Enginar (Zeus'un evini beğenmeyen sevgilisini Enginar'a çevirdiğini biliyor muydunuz?)
1 Yemek kaşığı un
1,5 adet limon
1 Su bardağı prinç
3 adet taze sogan
1 Demet dereotu
1 Çay bardağı zeytinyağı
1 su bardağı su
Tuz
Enginarları en güzeli enginarcınıza dolma yapmak istediğinizi söyleyerek kestirin. Yok naz yaptıysa takılmayıp eve getirin. Çünkü ağız kokusu çekmeye değmez... Öncelikle dışındaki çanak yapraklarının iki sırasını kopartın. Daha sonra sapını çiçeğe bağlandığı noktadan kesin. Çiçek kısmının kalan yapraklarını 1-2 cm keserek hepsini düz hale getirin. En önemli kısım yapraklası vurarak ve esneterek aralamanız, açmanız. Sonrasında içindeki tüyleri küçük kaşıkla veya bıçakla kazıyın. Tabii arkasından güzelce yıkayarak Enginarları limonu yarıya bölerek güzelce ovun. su dolau diğer yarım limonu sıktığını bir kapta bekletin. Bu arada saplarında kenarlarını salatalık gibi soyarak kullanabilirsiniz. Pirinci yıkayıp soğan , ince kesilmiş dereotu ve biraz tuz ile karıştırın. Bu iç malzemeyi enginarların içine yerlestirin. Ancak Sera ile kesinlikle fazla doldurulmasının iyi sonuçlar vermedeğini gördük. Bu nedenle princin pişerken şişeceğini kaale alarak yerleştirin. Zeytinyağı ile yarım limonu ve bir bardak suyu ayrı bir kapta karıştırıp dolmaların üstüne ve aralarına dökün. Ben düdüklü de pişirmeye çalıştım, Sera normal tencerede... Bence ilk etapta daha kontrollü olmak açısısnda kısık ateşte kapağı kapalı olarak uzun bir dönemde pişirmek en güzeli. Bu arada enginarlar tamamen soğuyuncaya kadar kapağı açmayın ki kararmasınlar. Küçükken geçirdiğim sarılık nedeniyle yememin iyi olacağı tavsiye olunan ( şimdi galiba bu teori çürütüldü. Hatta şöyle bir göz attığımda karaciğeri uyarıcı özelliği olduğu söylenmekle birlikte safra kesesi taşı sorunu olanların fazla tüketmemesi tavsiye olunuyor.) enginarın müdavimi oldum seneler içerisinde. Babamın "yav biz bunları hayvanlara verirdik" ( Trakyalının sebzeyle pek arası yok haliylen...)diye dalga geçtiği enginarın dolma versiyonunu herkese tavsiye ederim. En sevdiğiniz arkadaşlarınız için pişirin, yemesi daha zevkli olur!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder