Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

4 Haziran 2011 Cumartesi

Bahar esintileri/ Enginar Dolması

 Ben  bir işkolik değilim  bu sadece kendi yakıştırmam da olmasa gerek ama bazen özel hayatın  ağır bastığı ve işi açıkçası bir sığınak olarak gördüğümü ve koşa koşa gittiğimi söylemem lazım.  Bu nedenle kendimden kuşku duyarım hatta...  İnsanlar bebekleri doğduğunda hamilelik izninden sonra işe dönerken bunalıma girip ağlarken ben yine koşa koşa dönmüştüm.  Bebeğimle bereber olmak ağır geldiği için değil sosyal  hayattan uzak almak ve  rutin işleri yapmak bana sıkıntı verdiğinden. Bazen  hafta sonları da boyle hissediyorum açıkçası, işimde daha fazla kendim olabildiğimi düşündüğüm  zamanlar bile var..  Galiba işte çok iyi arkadaşlarımın olması da buna etken...   Hani derler ya bereber gülüyoruz bereber  söylüyoruz, tam o misal. Bence iş arkadaşlarıyla o kadar  uzun dönemleri beraber geçiriyoruz ki  esasında okul arkadaşlarını falan katlayan bir muhabbet oluşuyor en sonunda, hele ki o iş yerinde yıllardır çalışıyorsanız...

Hattta birbirinizi etkilemeye ve birbirinize benzemeye bile başlıyorsunuz diyebilirim. Artık en son Sera'nın dişi kırılıp benim de arkasından dişim kırıldığında ve bu iki kere tekrarlandığında kendi kendime "pes" dedim. Bu kadar mı etkileşim olur. Beraber vakit geçiren kadınların aynı zamanlarda regl olduğunu duymustum.. Dogrudur da.. ama bu diş kırılması meselesi beni hayli şaşırtı.  Bunun yanında birbirimizin zevklerini, neye nasıl reaksiyon göstereceğimizi o kadar iyi çözdük ki Nünüsüz aykabı alamamaya, seslerini duymadan gün geçirdiğimde rahatsız olduğum zaman hayatım da bu insanları oturtmaya başladığım yerleri daha iyi gördüm diyebilirim... Valla  ben  işte bu noktada kendimi çok şanslı sayıyorum..


Klasik zeyninyağlı, garnitürlü enginar
 Samimiyet bence gercekten karşındakini kaale almak, önemseyerek hareket etmek  ama öte taraftan da bir o kadar da açık kalpli ve dürüst olabilmek.... yoksa anlatılan konuların ne kadar özel olduğunun önemi yok sanki artık. Herkes büyük bir samimiyetle konuşuyor gibi gözüküp sonra arkasından sanki dış kapının mandalı muamelesi yapması hali çağımıza ait diye düşünüyorum. Hepimiz "..mış gibi"  yaşama adeti çıkardık.  Beraber yiyip içmenin, gece yarılarına kadar oturmanın samimiyet olmadığını  otuzbeşinden sonra anlayanlardanım ben. Son zamanlarda en hosuma giden bir de artık bizzat "Yalan Rüzgarı"  hikayelerinin çevremizde yaşanmaya başlaması. İnsanların samimi arkadaşlarının kocalarıyla/karılarııyla, partnerleriyle beraber olması hali. İşte gerçek samimiyet ve paylaşım bu olsa gerek :)  


Çiya' da her ilkbahar bol bol enginar dolması bulmak mümkün 
 Tüm bu  üçüncü sınıf magazin kıvamındaki ruh halimi kenara bırakırsak, ben esasında  Sera'nın hemen hemen  her yaptığı yemeği  benim bloğumu benimseyip üşenmeden paylaşması haline gelmek istiyorum. Kendisi  benim antin kuntin yemeklerimle dalga geçer..Hatta bu nedenle bana Bereketli Olsun/ Gönül Candaş adlı en klasik Türk yemekleri tarfleri kitabını bile almışlığı var.  Kurutulmuş bamya çorbası, en klasiğinde kakaolu kek  pişirir  pişirmez gönderir resmini bana. "İşte yemek bu kızım" diye..  " Koy bloguna"...  Klasik Turk yemeklerine değil de daha ziyade yöresel sayılabilecek yemeklere ilgim olduğunu kabul ediyorum.. Ya da bazı  değişik ülkelerin mutfaklarına.. Ama ben de  ülkemin bir "Dolma Çocuğu"yum, bu durum asla inkar edilemez. Nesli'nin annesinin kırmızı biber dolmalarıyla, annemin küçük etli sarmalarıyla tüm çocukluk ve gençliğimi geçirdim diyebilirim.  Bence hatta kişinin iyi yemek yapıp yapmadığını anlamak için öncelikle dolmasını yemek gerekir durumu anlamak için... Bu nedenle bu bahar esintilerinin beni çarpması vesilesiyle yattığım yatağımdan bir dolma tarifi yazmaya kararlıyım.. Hem de Sera ile yaptığımız istişareli tarif  ile.   En yöreselinden Enginar Dolması..  eee ne de olsa kür zamanı  geldi geçiyor bile geldi..


Sera'nın dolması
 Tarif söyle :
4 adet  çanaklı Enginar (Zeus'un evini beğenmeyen sevgilisini Enginar'a çevirdiğini  biliyor muydunuz?)
1 Yemek kaşığı un
1,5 adet limon
1 Su bardağı prinç
3 adet taze sogan
1  Demet  dereotu
1 Çay bardağı zeytinyağı
1 su bardağı su
Tuz

Enginarları en güzeli enginarcınıza dolma yapmak istediğinizi söyleyerek kestirin. Yok naz yaptıysa takılmayıp eve getirin.  Çünkü ağız kokusu çekmeye değmez... Öncelikle dışındaki çanak yapraklarının iki sırasını kopartın. Daha sonra sapını çiçeğe bağlandığı noktadan kesin. Çiçek kısmının kalan yapraklarını 1-2 cm keserek hepsini düz hale getirin. En önemli kısım yapraklası vurarak ve esneterek aralamanız, açmanız. Sonrasında içindeki tüyleri küçük kaşıkla veya bıçakla kazıyın. Tabii arkasından güzelce yıkayarak Enginarları limonu yarıya bölerek güzelce ovun. su dolau diğer yarım limonu sıktığını bir kapta bekletin. Bu arada saplarında kenarlarını salatalık gibi soyarak kullanabilirsiniz. Pirinci yıkayıp soğan ,  ince kesilmiş dereotu ve biraz tuz ile karıştırın.  Bu iç malzemeyi enginarların içine yerlestirin. Ancak Sera ile kesinlikle fazla doldurulmasının iyi sonuçlar vermedeğini gördük. Bu nedenle  princin pişerken şişeceğini kaale alarak yerleştirin. Zeytinyağı ile yarım limonu ve bir bardak suyu ayrı bir kapta karıştırıp dolmaların üstüne ve aralarına dökün. Ben düdüklü de pişirmeye çalıştım, Sera normal tencerede... Bence ilk etapta daha kontrollü olmak açısısnda kısık ateşte kapağı kapalı olarak uzun bir dönemde pişirmek en güzeli. Bu arada enginarlar tamamen soğuyuncaya kadar kapağı açmayın ki kararmasınlar.  Küçükken geçirdiğim sarılık nedeniyle yememin iyi olacağı tavsiye olunan  ( şimdi galiba bu teori çürütüldü. Hatta şöyle bir göz attığımda karaciğeri uyarıcı özelliği olduğu söylenmekle birlikte safra kesesi taşı sorunu olanların fazla tüketmemesi tavsiye olunuyor.) enginarın  müdavimi oldum seneler içerisinde. Babamın "yav biz bunları hayvanlara verirdik" ( Trakyalının sebzeyle pek arası yok haliylen...)diye dalga geçtiği  enginarın dolma versiyonunu herkese tavsiye ederim.  En sevdiğiniz arkadaşlarınız için pişirin, yemesi daha zevkli olur!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder