![]()
![]()

Yazın en güzel tarafı nedir? Tabii ki ilk olarak yapılan uzun balkon / teras sohbetleri. Ama yazlıkta, ama tatil köyünde, ama gidilen açık hava lokantasının masa başında ....Ve genellikle de gece veya akşam üstü yapılan muhabbetlerin tadı başkadır. Yasemin kokuları yalar yüzünü, her şey başka gözükür. Bu senenin güzel tarafı sıcakların geç bastırması oldu. Bunaltmadan, ılık ılık.... Dostlarımız uğrar bize hafta sonları, özellikle Pazar öğleden sonraları öğlen -akşam arası yenilen yemekler en sevdiklerimizden... Hep aklıma İspanyollar gelir. Uzun uzun yenilen bu Pazar yemeklerini görünce bayılmıştım. Tapas yiyip uzun uzun şarap içmek ve bağıra bağıra sohbet etmek. Bu nedenle geçen Pazar akşamüstü Elvan'nın bize uğraması üzerine birden Tapas tipi bir şeyler hazırlamak istedim. Çıkış noktasıysa evdeki Manchego peyniriydi. Bu koyun peyniri beni büyüler.. Zevk benim değil mi? Oturup illa ki Fransız, İsviçre peynirlerine mi bayılmalıyım? İşte ben de bazılarının kaşardan pek de farklı bulmayacağı bu peynire bayılıyorum. Ve buldum mu da alırım. Ama açıkçası Türkiye'de pek göremedim bugüne kadar. Peynir var mı gerisi kolay.. Doğra taze dometesleri sarımsak ve tuz ekle al köy ekmeğini sür zeytinyağını biraz taze reyhan, biraz peynir derken işte çıktı İspanyolların domatesli ekmeklerinden.. Elimdeki Cooking in Spain kitabına şöyle bir göz gezdirdim Elvan gelmeden... Yağda kızarmış kroketler, marine zeytinler hepsi Tapas sofrasında var.. İspanyolların iş çıkışı akşam yemeğine kadar atıştırmalıkları bizim yemeğimiz oluverdiler... En önemlisi ise sohbetin güzelliği tabii. Mesela Sinyora Enrica NY da Türk festivalinde gösterilecek ilk film olacak, kolay mı?

Yazın güzelliğinin ikinci ayağı ise benim için İstanbul Müzik ve Caz festivali. İstanbullu olduğuma şükrettiğim zamanlardandır festival zamanı... Süper sanatçılar ayağına gelir ve sen nezih güler yüzlü bir toplulukla bunları izlersin. İnsan daha ne ister ki? Gittikçe yükselen bilet fiyatları ve zaman kısıtlılığı belimi bükse de en az her ikisinden de ikişer, üçer bilet almaya çalışıyorum. Ve bu sene de Doğudan Masallar adı altındaki düzenlemede dinlediğim keman virtiözü Nicola Benedetti benim yeni keşiflerimden oldu mesela.. Belki de herkesin aksine Festival benim için bazen bir tanışma yeri olur ve ben sonra o sanaççıları dinlemeye başlarım, cd lerini takip ederim. Bu sefer riski göze alarak İdil ile beraber ailecek gittik. Yarı söylenmece yarı uyumaca... gene de bu çabalarımın ileride onun tarafından takdir edilceğini düşünüyorum. Ve biraz da olsa klasik müzik sevgisi verdiğimi. Ben ilk baleme onüç yaşındayken gitmiştim. AKM de kendimi ne kadar ayrıcalıklı hissettiğimi hatırlıyorum. Ve bence esas bana konser kültürünü verenin o küçük boyumla yaptığım AKM ziyaretleri olduğunu düşünüyorum. Sonrasında ise üniversitede gittiğimiz Cumartesi sabah konserleri, festivali takip etmenin heyecanı... Umarım İdil de bu ilklere bakarak ilerde güzel anılara sahip olur ve hayatında konsere gitmek gibi bir zevk edinir. Onüç yaşındayken bizi baleye götüren fizik hocamız koyu bir ODTÜ'lüydü ve senelerce Anadolu'nun bağrında çalışıp geldiği İstanbul'da insanların burunlarının dibindeki bu aktivitelere hiç ilgi göztermemelerine çok içerlemiş olacak ki bize döndü ve "Hepiniz odun gibi yaşıyorsunuz. Bu sömestr mutlaka bir AKM de bir gösteriye gideceğiz" dedi ve en azından benim odunluktan sıyrılmamı sağladı diyebilirim. Dur bir düşüneyim, bugün sınıftaki yakın arkadaşlarımdan en üçü çok ciddi takipçidir. Demek kadıncağızın bizde parmağı var.. Bir de adını hatırlasam... Olsun kendisine selam olsun... hem de gönülden