Hepimiz çeşitli tatilllerden çıktık.. Arada yaz tatillerimiz vardı.. arkasından bayram tatili eklendi.. bunların hepisi harika .. ya sonrasında biriken işler.. biz yokken bunları yapan birileri de olsa fena olmaz mıydı? Bütün hafta boyunca yapılacak işler listesindeki işlerin sayısını azaltamamanın vicdan azabıyla yaşadım. Çünkü zaten kapıda bekleyen bir sürü insan ve iş vardı.. bir de bunlara rutin yapmanız gereken ve yapamadıklarımız eklenence hayat bir zaba dönüşüyor.. Bunlar nasıl yetişecek? Kurumsal hayat içersinde yuvarlanmaya çalışan insanların en büyük azabı bu... kullanılması gereken bir sürü tatil ama terkedildiğinde biriken bir sürü iş... Sonuç olarak "İş bitmez" diyerek terk ettiğim ofisimi kafamdaki midyelerle yatıştırmaya çalıştırıdım.. Buna bir de artık hafta sonu yapılması gereken ödevlerin takibinin sıkıntısından hiç bahsetmiyorum bile....Zira okullar da açıldı. Bütün sene alınması gereken özel dersler, katılınması gereken sosyal faaliyetler Çalışan Kadın ve Annenin çıta sorunlarunlarının başında yer alıyor. Nedir bu "çıta problemi" .. Şöyle; çocuğunuzun dersleri iyi olacak, bunun yanında piyano öğrenecek,yabancı diller korosuna katılacak, tenisten geri kalmayacak ve çıta hep daha yukarı çekilecek. Neden? Çünkü biz bunları yapamadık. Çünkü yarın obür gün bunları yapabilen insanlar sıradan olacak... Hayat esasında böyle olmamalı.. Bu koşuşturma kimse için sağlıklı değil. Artık Amerikada sosyal proglamlar konusunda aktivite problemi yaşayan çocukları duydum.. yani programsız bir hayat yaşayamıyorlar.. Eeee bu kadar programlı, dersten derse koşulan bir hayat yaşıyan çocuklar sonunda hafta sonunda evde oturduklarında "program ne?" diye sormaktan kendilerini alamıyorlar... Bu nedenle hepimiz "Bozcadaya taşınsak ve çocuk devlet okuluna giderek saatlerce sokakta oynasa daha mı iyi olur acaba?" sorusunu soruyoruz kendimize... ve de sormalayız da.. zira bu işte bir terslik var... çıtaları aşağı çekmek lazım. Bir de buna sağlıklı beslenilecek iyi yemekler pişecek.... toplantı da en iyi performans sergilenecek sıkıntısını yaşayan kadınlar sonunda çareyi Cipralex almakta buluyorlar... Durun!! biz mutluysak onlar mutlular... Mutlu ve sosyal çoçuklar yetiştiremediğimiz sürece onların kaç entrüman çaldığının önemi olacak mı? Şu bahsi geçen standart neşe seviyesini yüksek tutmak içim " Mutluluk Projesi" kitaplarını mı okumak zorunda kalacakla bizim gibi...Bu sorular benim de kafamda uçuşmuyor değil...Ama günlerden Cuma ve bugün evde acilen pişirilmesi gerekn 1 kg kum midyesi var... ilk önce buna fokuslanalım... Sonunda ders kitaplarını bulmak için uğradığım Kadıköy Çarşı daki Dicle Balıkçısında uzun süredir hayalini kuruduğum kum midyelrini buldum. Hem de inanılmaz irilikte... Daha önce oldukça tezahurat gördüğüm bu spagettiyi pişirmeye koyuldum. Tarif şöyle;
1 kg kum midyesi
en az 40 mg zeytinyağ
2 kadeh beyaz şarap
3 diş sarımsak
2 tane iri taze domates
1 küçük küp kesilmiş soğan
2 tane acı tercihen kırmızı biber
tuz ve taze karabiber
Öncelikle kum midyeleri 1 kadeh şarap biraz tuz ve yarım bardak su eşliğinde haşlanır ve açılmayanlar çoçuklara hediye edilir :) Diğer taraftan yağda soğan sarımsak ve biber sırasıylan kavrulur domatesler aktarılır buna diğer kadeh şarap ve süzülmüş midyeler eklenir. Ve sonra bu sos haşlanmış spagettilerinize eklenir. Sonuç mükemmel. Acılık decesi biberlerinize bağlı. bence çok acı ise azaltılmalı... Mideye kabukları itina ile yıkanarak çocuklara günün armağanı olarak sunulmalı... İşte bir Cuma akşamı daha.. hem de yazdan kalan son ılıklığıyla..
