Kendisini 80'li yılların sonunda belki de 90'lı yılların başında Ortaköy'deki Sis'de sahne alışlarıyla hatırlıyorum.. Ama yalan olmasın ben bu tarih hatıırlama meselelerinde kötüyüm. Bildiğim odur ki, Şebnem'e de, o zaman ki grubuVolvox'a da pek önem vermediğimdir. Rock seviyordum ama galiba Volvox beni pek açmamıştı. Tamamen kızlardan oluşan bir topluluk olması ben de her ne kadar bir artı puan oluştursa da gerisi pek gelemedi galiba. Sonra Şebnem büyüdü, biz büyüdük ve bir noktada benzeştik ve kesiştik. Onu sadece sesi güzel bir şarkıcı değil bunun ötesinde bir şair, bir ozan olarak görmeye başladım. Bülent Ersoy'un bir hikayesini duymuştum; Bülent Hanım 80'li yıllarda stüdyoya giriyor ve stüdyodaki adamlardan biri kendisine sürekli veyanlışlıkla "Bülent Bey!" diye hitap edip duruyor. Buna çok bozulan Bülent Hn "Kürkümünü getirin, okumiyciiim" diyor.. İşte böyle bir kavram var benim gözümde de... Şarkı söyleyenler ve okuyanlar. Şebnem söylemiyor, okuyor. Pavarotti de söylemiyor okuyordu Bu da onun gibi bir şey... Yazdığını okumak ise çok ayrı.. Kalbinizden gelen sözleri dışarı vurabilceğiniz bir sesiniz olduğunu düşünün... Ahhh ne içten bir haykırış... Herkese nasip olmuyor haliylen. 16 Eylül Cumartesi akşamı ailecek Şebnem'in konserine gittik. Hepimiz bir ağızdan şarkılarını söyledik. Fakat komik olan bir sahnede her daim yangın çıkar mı? İşte bizde çıkar.. Dekorasyon amacıyla konulan mumların sahnede tutuşturmadığı şey kalmadı.. İki de bir sahneye çıkan görevliler tutuşan kısmı söndürmeyi akıl ettiler de tüm mumları söndürmeyi akıl edemediler. "Dans pisti" şarkısında geleneksel olduğu üzere Şebnem seyircilerden birini dansa davet etti. Gelen genç, bence komiklik olsun diye belki de biraz heyecandan, dansın sonunda Şebnem'in elini öptü ve sonra da alnına koydu.. Ve tabii konserin sonuna kadar çeşitli zamanlarda da zılgıtı yedi; "Aşk hayatının bundan sonra iyi gitmesini istemiyorsan hiç bir kadınının elini alnına koyma" dedi haklı olarak Şebnem ama en kibar, en samimi ve en güzel Türkçeyle.. Diksiyonu harika, tane tane...Ben üzüldüm garibana... Galiba komikliklerimizin sonuçlarını iyi öngörebilmemiz lazım. Ben de yapıyorum aynı şeyi bazen. Komik olmak adına...
Tüm bunların Fava ile ne ilgisi var diyeceksiniz. Valla yok. Sadece Thassos ile ilgili yazım çok uzun olduğundan istediğim ve yaz bitmeden -ki şu anda sanki yazın son akşamını yaşamaktayım, açık havada geçirebildiğim belki de son akşam- mutlaka fava tarifini nedense vermek istedim. Ufak bir ayrıntı Yunanlılar favayı ılık ve daha lapa kıvamında ikram ediyorlar. Üzerine, çoban salatası veya yanına soğan, zeytin , kekik ile servis ediyorlar. Bu arada fava tarifininin çok benzerini sarı mercimeğe uygulayabiliyorlar veya bakla favasının içine biraz sarı mercimek ekliyebiliyorlar.
Ben favayı çok sonra öğrenenlerdenim. İstek üzerine....Tarif kayınvalideme ait. Eee, haliylen istek insanın eşine ait olunca tarifi vercek mercii de baştan belli olmuş oluyor.
FAVA:
1 büyük bardak ( belki de kahve kupası) kuru bakla iyi yıkanmış ve süzülmüş
1 adet iri kuru soğan ( pembe ya da beyaz)
1 kahve kaşığı tuz
5 adet kesme şeker
| Selanik'ten fava esintileri |
Soğan küp küp kesilerek bir çorba kaşığı zeytinyağında kavrulur ( kapağı kapatmayı unutmadan) sonra baklalar eklenir onlar da biraz çevrilir. Sonra üstü örtülecek kadar su, tuz, ve şekerler eklenir. Arada sırada karıştırılarak tüm baklalar eriyinciye kadar pişirilir. Gerekirse arada su ilave edilir. İyi favanın sırrının hafif altının tutturulması olduğu tiyosu verildi bana. Eğer pütürlü bir hal aldıysa hemen el blender'ı devreye sokulur hafif ıslatılmış servis tabağına ılık ve likitken dökülür. Sonra da buzdolabına.. Ben bu yaz ilk defa küçük kaselerde servis ettim. Hem de tatlı kaşığyla.. Üstüne taze değil kurumuş dereotu koymayı tercih ederim. Can benim değil mi? Ama bu sefer taze biberiye dalları diktim. Daha ziyade dekoratif amaçlı. Fena da olmadı ama. Yapılan buysa söylenen de bu olmalı değil mi?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder